Dalyan denince aklınıza muhtemelen İztuzu Kumsalı ve Caretta Caretta deniz kaplumbağaları geliyordur. 5000 metre boyunca uzanan bu güzel kum yığını yarım asırdır Dünya’nın her yanından gelen insanlara deniz neşesi sunar. Ama bu soyu tükenen deniz kaplumbağaları ise milyonlarca yıldır buradalar. Aklınız almıyor demi milyonlarca yıldır. Peki ya Kaonos’u duydunuz mu?

Dalyan Çayı’nın öteki yakasında bir tepenin sırtına yerleşmiş Kaonos Antik Kenti içinde anfi tiyatro, hamam, çarşı, liman, kenti çevreleyen kale ve surlarla tam bir gelişkin şehirdir. Kayalara kazılmış duvar mezarları Dalyan denince akla gelen resimlerden biridir. Dalyan Çayının yanında yükselen kayalara işlenmiştir.

Kaonos kentinde Karya’lılar yaşamış aslında onlar buraya Kbid derlermiş. Dalyan Çayı’na Kalbis diyorlar. Çarşılarına agora, kale ve surlara akropol dediler. Bugünkü Muğla sınırının neredeyse tamamı o zamanlar Karya’lıların yaşadığı topraklarmış. Günümüzden göz kararı 2500 yıl öncesinden söz ediyoruz. Yani, Hindistan’da Buda öğretisini anlatırken, Çin’de Laozi Dao Öğretisi’ni, Sunzi BingFa Dirlik Sanatı’nı, Kongzi (Konfüçyüs yani) Lunyu ile birey ve toplumun temellerinden söz ederken, Mısır’da Musa kendi dininin temellerini atarken yaşanan asırlar bunlar. Persler gelmiş, İskender düz edip geçmiş ama Karyalılar ya özgürlük ya ölüm arkadaş demişler her seferinde. Tarihe adlarını öyle yazdırmışlar. En son Kaonos Kenti içinde bugün bile hala kalıntılarını görebileceğiniz ocaklarda, İskender orduları onları yok etmeden, onlar kendilerini yakarak yok etmişler. Sonraları Rodos Krallığı, Bergama Krallığı derken Roma İmparatorluğu’nun elinden geçti bu liman kenti. Her biri de kendi mimari tarzlarından kalıntılar bıraktılar duvarlarında, sütun başlarında.

 

Dalyan Deltası Dalaman Deli Çayı’nın sürüklediği topraklarla dolmazdan evvel, Kaonoslular, Sülüklü Göl mevkiindeki limandan Mısır’a giden gemilerle incir ve zeytin satarlar, kano şeklindeki kayıklarına atlayarak bugünkü Dalyan Çayı üzerinden kaplıcalara giderler, geceleri ateş yakıp kükürtlü suyun kokusunda dans ederek şehvetli şölenler düzenlerlerdi. Öyle gecelerden birinde Karya Kralı Milet’ten olma oğul Kaonos’un keyfinin ışıltısı gözünden taşıyordu. Şiirler okuyup, şarkılar söylüyordu. Kral Milet’ten olma kız Büblis’in yüreğinde bu büyülü ses, bu parıldayan gözler aleve dönmüş bütün bedenini yakmış. Büblis, ateş ve ter içindeki bedeni kıvranırken ikizi Kaonos’a olan aşkını bir şarkıyla dile getirmiş. Aynı güzeller güzeli bereketli İnanna’nın koyun güden Temmuz’a söylediği gibi:

“Düzlüklerdeki bolluk bahçem.
Su izinde boy gösteren levreğim.
Tepesine kadar meyveyle dolu incir ağacım.
O suyun kenarında serpilen geren otum.
Balcı erkeğim, balcı erkeğim tatlandırır beni hep.
Erkeğim, yüce güçlerin balcısı.
Rahmimin en sevdiği”

Kaonos ise o çağların geleneklerinde hor görülen kadın aşkını red etmiş. Büblis gece gündüz aşk göz yaşları dökmüş dökmüş dökmüş…

Biz bugün bu gözyaşlarının üzerinde kanolarla kürek çekerek, bu kaplıcalara gidiyor, Dalyan Çayı’nda geçen bu masalların tadını çıkarmaya devam ediyoruz.

Çünkü Kaonos demek kano demek, Büblis demek su demek. Kalbis demek neşe ve keyf demek. Dalyan demek ruhun tatili demek.

Öykü uyarlama: A. Devrim KARACA @askndvrm

Uyarlanan şiirin aslı: Kaxumabuk Sitesi / İnanna ve Dumuzi Flörtü

 

Translate »